MEM U ZİN

Tarih boyunca yaşamış, yaşamaya devam eden her halkın bir aşk hikayesi, bir efsanesi vardır. Bu hikayeler genelde destanlaşmış olduğu için dilden dile aktarılırken her dilden, her gönülden bir parça eklentiyi de kendisine dahil eder.

Her halk gibi Kürt halkının da bir aşk hikayesi mevcuttur. Kürtlerde en çok kullanılan iki isim Zeynep ve Mehmet’tir. bu hikayedeki iki ana kahraman da bu isimlerdir. Ancak bu isimler Kürt halkı tarafından Zin ve Memo olarak telafuz edilir. Biz de bu yazımızda dilimiz döndüğünce bu aşk hikayesini anlatıyor olacağız.

Anlatacağımız hikaye Cizre Hükümdarı Emir Zeynuddin zamanında hicri 854, miladi 1450/1451 yılları arasında yaşanmıştır. Mem u Zin gerçek hayat hikayesini Hakkarili Şeyh Ahmed-i Hani manzum bir şekilde kaleme almıştır. Arapça, Farsça, Fransızca ve Rusça’ya çevrildi. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde halk arasında çok iyi bilinen bu hikayeyi, hiç okumamış kimseler dahi bazı bölümlerini  kaside şeklinde ezbere bilmektedir.

Cizre Hükümdarı Emir Zeynuddin’in Zin ve Siti adında iki kız kardeşi vardı. Tacdin, Emir Zeynuddin’in Divan Vezirinin oğluydu. Hikâyenin asıl kahramanı Memo ise Divan katibinin oğlu ve Tacdin’in kardeşi ve ahiret dostuydu.

O zamanlar baharın müjdecisi olan Nevruz Bayramı’nda eğlenceler tertip edilir, çoluk çocuk kırlara çıkar, süslenen gençler İslâmî usullere uygun bir şekilde birbirilerini görür, beğenir ve böylece eş bulurlardı.

Bu eğlenceler kapsamında Memo ile Tacdin de kendilerine kadın süsü verip kıyafet değiştirerek çarşıya çıktılar. Çarşıdayken bir anda erkek kıyafetli iki kadın gördüler ve oldukları yere bayıldılar. Zin ve Siti bu kadın kıyafetli iki erkeğe sezdirmeden kendi yüzüklerini onların parmaklarına geçirdiler. Bir süre sonra kendine gelen Memo ile Tacdin “Acaba nerede hastalandık, hangi savaşta yararlandık?” diye düşündüler. Başlarına gelenleri birbirilerine anlatırken Tacdin, “Kardeşim, elinde bir mücevher var ki; karanlık gecede yakılan bir meşale gibi parlıyor ve üzerine Zin adı kazınmış.” dedi. Tam bu sırada Memo da onun parmağındaki üzerinde Siti yazılmış, paha biçilemez elmas yüzüğü gördü.

Bu sırada cadı görünümlü Heyzebun adlı dadı, Siti ve Zin’i solgun yüzlü görünce onların hallerini sordu. Siti ve Zin her şeyi dadıya anlattıktan sonra Memo ve Tacdin’den aldıkları yüzükleri dadıya verdiler. Dadı hemen olaya müdahil olarak dönemin bilgelerinden birine gitti ve bu iki yüzüğün sahiplerini aramaya koyuldu. Hekim kılığında Cizre’nin sokaklarında gezen dadı sonunda gençleri buldu ve onlarla yalnız kalmak istedi. Gençlerle yalnız kaldıktan sonra Heyzebun, Tacdin ve Memo’ya kızların onlara olan aşkını anlattı. Güzel bir dille durumlarını anlattıktan sonra değişen yüzükleri istedi. Tacdin, inanmaları amacıyla yüzüğünü geri gönderdi ancak Memo bu yüzük olmadan yaşayamayacağını söyledi.

Memo ve Tacdin kadar aşık olan ve inleyen iki kız, dadıları Heyzebun’u sabırsızlıkla bekliyorlardı. Dadı dönüşte Siti ve Zin’e oğlanların durumunu anlatınca aşkları daha da alevlendi.

Aşkları had safhaya ulaşan Memo ile Tacdin, kalkıp arkadaşlarına giderek başlarına geleni anlattılar. Bunu duyan arkadaşları Tacdin için bazı büyük Cizre alimleri, adliyecileri ve beylerden birer grup alarak, Emir Zeynuddin’in huzuruna dünür olarak çıktılar. Böylece Siti’yi Tacdin’e istediler.

Emir durumu uygun görüp kızı verince, davullar, rubablar, çalgılar çalınarak düğün şerbeti içilmeye başlandı.

Memo ve Tacdin Mir Zeynuddin’in elini öperek eğlence meclisine katıldılar. Böylece Tacdin ve Siti için yedi gün yedi gece düğün yapıldı.

 Merguverli Bekir adında fitneci, dedikoducu, fesat, aldatıcı, ikiyüzlü bir adam vardı. Bu Bekir hem Emir’in kapıcısı hem de kahvecisi idi. Halk onu Beko olarak da çağırırdı. Bu adamın kötülüklerini bilen Tacdin, Emir’e defalarca bu adamın bu kapıya layık olmadığını ve kapıcılıktan alınması gerektiğini söyledi. Ancak Emir “Değirmenimiz onunla dönüyor. Köpekler de kapıcıdırlar.” derdi.

Bekir, Emir’i sinirlendirmek için bir gün “Beyim, Siti’yi siz çok kolay verdiniz. Kayser, Kisra, Fağfur isteseydi böyle çabuk vermezdiniz.” dedi. Buna karşılık Emir, “ Tacdin ve Memo’yu onlara değişir miyim? Savaş olduğunda bize iki yüz esir getiriyorlar.” dedi. Bununla da Bey’e tesir edemeyen dedikoducu Bekir, artık başka şeyler tasarlayarak ağız değiştirdi. Beko, “Efendim, Tacdin kendi tarafından Zin’i Memo’ya vermiş” dedi. Emir, “Neden bana sormadı acaba? Benden korkusu kalmamış mı ?” dedi.

Bekir: “Bilmiyor musunuz Beyim? Orası öyledir. Yiğittir, gençtir, beyzadedir”

Emir: “Gönlümde gerçekten Zin’i Memo ile şereflendirip vermek vardı. Artık atalarım Hz. Halid’in ruhlarına and içerim ki; Zin’i eş olarak Memo’ya vermeyeceğim. Başından bezmiş olan varsa, işte Zin, istesin bakalım” dedi.

Bir gün Emir ve Cizre halkının tamamı kıra avlanmaya giderler. Memo o gün bir yere ayrılmaz, Zin ise, hükümdar olan ağabeyi Mir Zeynuddin’in bahçesine gider. Çoktandır Zin’i takip eden Memo, Zin’in bahçeye girdiğini görünce, gizliden kendisi de bahçeye dalar. Kabahatli olan Zin, Memo’yu görünce birden yıkılıverir yere. Memo bu sırada onu görmez gül ve reyhanları seyrederek şöyle der:

“Ey gül; Gerçi sen de nazeninsin,

Sen nerde, Zin’in yüzünün rengi nerde?

Ey gül! Gerçi senin güzel kokun var,

Reyhan senin için kara yüzlü olmuş.

Fakat siz yarimin zülfüne benzemezsiniz.

İkiniz de arsız ve hazversiniz.

Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın,

Kırmızı gül mumunun pervanesisin.

Benim Zin’im senin kırmızı gülanden daha şendir.

Benim bahtım da senin talihinden daha karadır.

Ey sonucu iyi olan büybül! Asıl bülbül benim.

Boşuna kendini niçin kötü adlı yapıyorsun.

İlkbaharda gül bahçeleri

Bir değil, yüz binlerce gül verirler.

Benzerleri çok olan yerler

Huri ve melek bile olsalar

Sebep olmaz onlar hiçbir yerde

Çünkü bulunurlar her yerde

Bir tane olsa, eşsiz ve emsalsiz olsa

O da Zin gibi ve Ankara gibi perde arkasında olsa

Aşık o zaman neyle teselli bulur?

Sabretmeden, ölmeden, çaresi nedir onun?”

Durumdan habersiz olarak Memo böyle söylenirken, iki yüz kişinin nedimeliğini yaptığı Zin’i görür ve dayanamayıp yere yuvarlanır. Zin’in ayakları önüne yığılır, kalır. Yere düşünce, Memo’nun ayakları Zin’e değdiğinden, Zin ayılır. Yanında Memo’yu görünce acep hayal midir? Gerçek mi? Rüya mı görüyorum, yoksa hakikat mi? diye telaşa düşer. Zin, Memo’nun ellerini avucuna alırken Memo onun zülüflerinin kokusundan ayılır. Önce el işaretleri ile, sonra dilleri çözülünce konuşurlar. Üzerlerinden geçen kazaları yeniden binlerce sünnetle eda ederler.

Emir, avdan döndüğünde davul zurnalarla karşılanır. Yakaladıkları ceylanları, kurtları, tilkileri bahçeye salmalarını emreder. Bahçe kapısının kilitli olmadığını gören Emir, şüphelenir ve girer. Bakar ki ,biri abaya sarılıp oturmuş bahçeye. Benden habersiz kimdir bu zamanda bahçeme giren der ve öğrenmek için biraz yaklaşır, Memo’yu görür. Memo, “Beyim, biliyorsunuz ben hastayım ava gittiğinizi duyunca benim de canım sıkıldı. Sonra kendimi burda buldum” der.

Emir de, “Bari bahçede bir şeyler avladın mı?” diye sual eder.

Memo, “Ben bu bahçede bir ceylan buldum. Zülüfleri siyah, kokusu güzel, sen geldiğin için gizlendi. Sen gelmeden önce o açıktaydı” der.

Tacdin bu sözleri işitince, yanında abasının altında Zin’in gizlendiğini anladı. Emir’e Memo’nun hasta  olduğunu söyledi ve oradan meclise gidip divan kurdular. Tacdin, Emir’i aldatıp meclise götürdükten sonra, Memo’ya gelip, “Kardeşim bu ne haldir?” diye sorar. O da abasının altından Zin’in saç örgülerini gösterir.

Tacdin bu durumu görünce hemen eve koşar. Karısı Siti’ye Kur’an-ı Kerim ve altın beşikteki çocuğu alıp çıkmasını söyler. Memo ile Zin’in zor durumda olduğunu karısına anlatır. Tacdin bu sırada evini ateşe verdi. Feryadını yükseltti. Kabileler, aşiretler ve herkes yangın söndürmeye koşarken Emir ve hizmetçiler de saray ve bahçeyi boşaltarak yangına doğru gittiler. Böylece Memo ile Zin’in kurtuluşu ve gerçek dostluk için Tacdin evini feda etti.

 Olanlardan haberdar olan Bekir hemen Emir’e uluşarak olup bitenleri anlatır. Emir olayın aslını öğrenmek için bir hal çaresi aramasını emreder. Bekir, “Beyim kendisiyle satranç oynayın. Satranca davette, “eğer beni yenersen istediğini alırım” diye söylersiniz. Böylece esas amaç belli olur.” der.

Gizlice Memo’yu bahçeye çağırtır. Meşrubatlar ve meyveler hazırlanır, yenir, içilir. Bir ara Emir Memo’ya, “Bugün bizim seninle savaşımız vardır: Kalk da karşıma geç. Şüphesiz seninle savaşacak olan benim. Ey alnı açık! Seninle şartımız: Sen ne istersen, bizim için de gönül dileğidir.” der.

Bu savaşın sonucunun kötü olacağını düşünen Emir’in çok güzel ve yiğit olan oğlu Gırgin bunları duyunca hemen Tacdin’e koşup haber verir. Tacdin de Çeko ve Arif’i yanına alarak gelir.

Satrançta oldukça iddialı olan Memo, Emir Zeynuddin’i üç el yener. Bunu gören şeytan ruhlu Bekir, Emir’e yer değiştirmeleri gerektiğini söyler. Yerlerini değiştirdiklerinde Memo’nun yüzü Zin’in oturduğu pencereye denk gelir ve aşkından satrancı unutur. Memo, fil ve feresi kaybeder, altı el yenilir. Bey, yenilmiş, sevgilisi karşısında oturup şaşırmış olan Memo’ya sevgilisinin kim olduğunu ve mutlaka getireceğini söyler. Beko önceden tedbirli olduğundan hemen lafı yapıştırır. Sevgilisinin dudağı benekli ve döğmeli bir kapkara arap kızı olduğunu söyler. Bunları duyan Memo kızar ve şuurunu kaybederek “Asla, Bekir’in söylediği gibi değil, padişah kızı saraylı olup temiz soyludur ve ismi de Zin’dir.” der.

Emir bunu duyunca hemen hizmetçilere Memo’yu öldürmelerini söyler. Fakat orada hazır olan Tacdin, Çeko ve kardeşleri hemen bağırıp hizmetçileri durdurarak “Siz Memo’yu tutuklayıncaya kadar sizden üç yüz kişi yaralanacaktır. Siz, bizi parçalamadıkça Memo’ya bir şey yapamazsınız. Ancak elimiz Bey’in önünde bağlıdır. İşte boğaz, işte el, ayak ve işte zincir” derler.

Emir bu sefer, Memo’nun ellerini bağlatıp zindana gönderir. Memo bir seneye yakın zindanda kalır. Daha sonra Tacdin ve kardeşleri Bey’e saygın bir ihtiyar gönderip Memo’yu serbest bırakması için konuşmasını söyler. Bekir buna da mani olarak Emir’in aklına girer “Efendim bunlardan kurtulmak istersen Memo’ya ya bir zehir vermelisiniz ya da Zin’i zindana göndermelisiniz. Zaten o hakiki aşıktır. Onu görünce ölecektir.” der.

Emir Zeynuddin inancı sebebiyle onu zehirlemek istemez. Ancak bu planı gerçekleştirmek için gece, hiç gitmediği kardeşi Zin’in odasına gider. Zin, Bey’i görünce beylere yakışacak şekilde edeple oturur. Bugüne kadar Memo hadisesini Zin’in yüzüne vurmayan Bey, artık olayı anlatmaya başlar. Zin utancından ve üzüntüsünden yüzüstü bayılıp yere yığılır. Ağzından ve burnundan kanlar akar. Bu durumu gören Bey çok üzülür. Geç vakitlere kadar bacısının baş ucunda ağlar. Ev halkı saatlerce geciken Cizre Beyi’nin durumunu öğrenmek amacıyla merakla kapıya gelirler. Bakarlar ki; Zin yerde baygın ve kanlar içinde yatmakta, Bey’de başucunda ağlamaktadır. “Yoksa öldürdünüz mü?” diye sorarlar. Bu sırada dışarıdan bir ses duyulur.

“Memo öldü.”

Bu sesi baygın olan Zin işitir işitmez kalkar ve oturup ağabeyi olan Bey’e birçok keramet nevinden cümleler kullanır. Mem ile Zin’in aşklarının maddi bir aşk olayı olmadığını, bu aşkın manevi bir aşk olduğunu öğrenen Emir Zeynuddin, Bekir’le beraber kurmuş olduğu plandan vazgeçer. Zin’e de artık onu Memo’ya verdiğini söyler, düğününüzü çok yakında yapacağım der ve bugüne kadar çektirdiği acılar için özür dileyerek Allah’tan affını diler. Zin, ağabeyinin gerçek düşüncesini öğrenir öğrenmez hemen süslenerek Bey’den Memo’yu görmek için izin ister.

Zin yanına dadısı ve kız kardeşi Siti ile yüz nedime alarak zindana doğru gider. Kapıda Memo’yu tarif ederek onunla görüşeceklerini söyler. İçerideki mahpuslar birlikte şöyle anlatırlar:

“Memo düne kadar aramızdaydı. Yalnız dün akşam pencereden vücudu üzerine bir yeşil, bir sarı ışık topluluğunun geldiğini gördükten sonra konuşmaz olmuş.” Bunu duyan Zin, yanındakilerini bırakarak zindanın içine iner. Ayağıyla Memo’yu dürterek biraz konuşturur.

Memo, “Sen beni görmek için değil, tatlı canımı almak için gelmişsin.” der. Zin, “Hadi kalk zincirlerini çözüp Bey’in huzuruna çıkalım, iznimizi verdi.” der.

Memo, “Ölümü olan bey, bey değildir. Biz beylerbeyinin huzuruna çıktık.” diyerek ölür.

Ölüm haberi saraya ve şehre yayılınca Tacdin koşup gelir ve Bekir’i karşısında bulur.

Bekir’e şöyle seslenir:

“Ey maksatları men eden, Memo ölür de sen hayatta yeryüzünde mi gezeceksin?” der ve kılıcını çekerek Bekir’in leşini yere serer. Halk Bekir’in öldüğü haberini Bey’e ulaştırarak Tacdin’in üzüntüsünden aklını kaçırabileceğini ve başka kazaların çıkabileceğini söyler. Tacdin zincirlenir.

Bu acıklı aşk olayına çok üzülen Cizre halkı, Memo’nun ölümüyle yasa bürünmüşlerdi. Hatunlar, perdeliler, örtülüler, fesliler, peçeliler ve herkes matem için karalar giydiler. Hatta daha öncesi siyah çarşaf yokken, o günden itibaren siyah çarşaf giyme adeti ortaya çıkarıldı.

Bu sırada Memo’nun yıkanması ve kefelenmesi bitmiş, saraydan çıkarılmaktadır.

Tacdin üstten bakıp Memo’nun tabutunu tüm şehrin eli üzerinde görünce hıncından zincirleri kırıp koşarak Memo’nun tabutuna doğru gider. Bu sırada Zin üzüntüsünden mezara gitmektedir. Bey, Tacdin’in öfkesinin yatışıp yerine sabrın geldiğine kanaat getirdiği için, bir şey demez. Memo’yu Abdaliye Medresesi’ne götürüp gömme hazırlıkları yaptıkları sırada, iki oduna bağlı bir ölünün birkaç insan tarafından taşınıp oraya doğru getirildiği görülür. Bunu gören Emir Zeynuddin sinirlenerek, “Bu mezar müslümanların mezarıdır. O köpeği aramıza almayın!” der.

İlahi aşka varan Zin, ağabeyinin yanına giderek, “Bey’im Memo’nun bulunduğu şehitlikten Bekir’i sakın mahrum etme. Bizi o köpek korudu. Bizi kıyamete kadar kapı eşiğinde o koruyacaktır.” der. Bekir için güzel cümleler kullanır. Böylece Bekir’i bir köşeye gömerler.

Zin eve dönmeyerek devamlı mezar başında ağlar ve ağzından şunlar dökülür:

“Ey vücudumun ve canımın, mülkümün sahibi

Ben bahçeyim, sen de bahçıvan

Senin bahçen sahipsizdir

Sen olmazsan onlar neye yarar

Kaşlar, gözler, zülüfler neyedir

Zülfümü tel tel çekeyim

Sonra yarim sen beni belki değişik görürsün

En iyisi hepsi yerinde kalsın

Hakka emanetim teslim edeyim”

Der ve yapıştığı mezar taşında canını verir. Bey, Zin’in naaşını gömülü olan Memo’nun mezarını açtırarak Zin’i sarktığı sırada “Memo! Al sana yar” der. Mezardan, Memo’nun cesedinden üç defa ses gelir. O ses, “Merhaba” diye yükselir.

Fâni aşktan ilahi aşka varan Memo ile Zin’e (Kürtçe ismiyle Mem u Zin) Allah rahmet eylesin.

Bu hikâyeyi anlatırken Sayın Abdullah YAŞIN’ın Bütün Yönleriyle Cizre adlı kitabını kaynak olarak kullandığımı belirtmek isterim.

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın